Bir özlemi bitirmeye gidiyorum Artvin’e, yarım kalan hatıraları tamamlamaya,
uzun ve bitmeyen bir yolculuk sonrası huzura…

Dinmek bilmeyen doğası, göz göze, diz dize aşıklar gibi bakışan mavisi ve yeşili, yorulmak bilmeyen çalışkan insanıyla karşılıyor beni Artvin. Buradaki insanlar sıcak ve samimi, bir o kadar da eğitimli. Okuma oranı yüksektir Artvin’de. İnsanların o zor şartlara rağmen hayata karşı duruşu göz doldurur biçimde. Biten mavinin ardından çay bahçeleri eşlik ediyor bize. Orkestra yöneten bir şef edasıyla bir çoban çıkıyor önümüze, ardından birbirini takip eden koyunlar…

Biraz durakladıktan sonra devam ediyoruz yolumuza. Çoruh Nehri’nin azgın suları bizi içine ekiyor adeta. O ürkütücü tablonun ardından gülümsüyor sanki bana. Birkaç grup turist görüyoruz sonrasında. Coşkun Çoruh’un sularında çırpınan bir balık gibi çekiyorlar küreklerini. Mevsim yaz olmasına rağmen, rakım yükseldikçe alıyor içimi bir titreme. Köyüme gidiyorum ben, babamın, dedemin, atalarımın yaşadığı topraklara…
Atalarımdan kalma bir eğlence geliyor aklıma. Her sene büyük bir coşku ile kutlanan Boğa Güreşi Şenlikleri. Yurdumun her yanından insanlar akın eder Artvin’e.

Bir yanımda uçurum, bir yanımda dağlar dizili. Bir göl başında duraklıyoruz. Yöreye has olan kırmızı benekli alabalıklar cızırdıyor tavada. Bir yandan mısır ekmeği, bir yandan da muhlama alıyor yerini sofrada. Bu yemekleri burada yemek ayrı bir zevk veriyor insana.

Karnımızı doyurduktan sonra yolumuza devam ediyoruz. Mahallemize geldiğimizde kara bulutlar sarıyor etrafı. Evin kapısını kapatır kapatmaz bir fırtına başlıyor. Cama dayıyorum kafamı. Birkaç saat yağmurun yeşil ile dansını izliyorum. Camı açıp derin bir nefes aldığımda ciğerlerimin hava ile dolduğunu hissediyorum.
Bu doğa, bu yeşil nasıl bırakılır? Nasıl dönülür betonlar arasına?

Buradan ayrılma fikri çok uzak geliyor bana..

You might also enjoy: